Bilgi, dünyayı anlamak kadar insanın dünyadaki yerini tayin etmesinin de en güçlü dayanaklarından biridir. Ona erişebilmek ise düşüncenin serbestçe gelişmesinden bilimin ilerlemesine uzanan geniş bir alanın kapısını açar.
Dijital çağ bu alanı hiç olmadığı kadar genişletti; kaynaklar çeşitlendi, dolaşım hızlandı, mesafeler büyük ölçüde ortadan kalktı. Ancak bu imkânların çoğalması, beraberinde temel bir meseleyi de getirdi: bilginin doğruluğunu, güvenilirliğini ve bütünlüğünü koruyabilmek.
Güvenilir verilerin erişilebilir ve şeffaf biçimde paylaşılması, medya ve bilgi okuryazarlığının gelişmesiyle birlikte sağlıklı bir bilgi düzeninin temelini oluşturuyor. Üniversitenin kıymeti de tam bu noktada ortaya çıkıyor. Üniversite, bilginin üretildiği ve aktarıldığı kadar, müzakere edildiği, farklı fikirlerle sınandığı, eleştiri ve akıl yürütmeyle olgunlaştığı bir düşünce iklimidir. Nitekim bilimsel bilginin gücü, onun sorgulanabilir, tartışılabilir ve yeniden sınanabilir olmasından gelir.
Dolayısıyla bilginin süratle çoğaldığı bir çağda asıl mesele daha fazlasına ulaşmak değil; kaynağını sorgulayabildiğimiz, doğruluğunu sınayabildiğimiz ve yeni düşüncelere zemin kılabildiğimiz nitelikli bilgiyle sahih bir ilişki kurabilmektir.
28 Eylül Uluslararası Bilgiye Evrensel Erişim Günü’nün bu ilişki üzerine yeniden düşünmeye vesile olmasını diliyorum.